23 Ocak 2010 Cumartesi

2009 Yılının Özeti

Yeni yıla, vakitsizlikten iki satır yazamadığım için zamanında bahsedemediğim buluşmaları, faaliyetleri ve bizde en çok iz bırakan olayları anlatarak, kısacası geçen yılın bir özetini yaparak başlayayım istedim, geciktim.
İlk olarak Yeşil Vadi’deki buluşmayla başlıyorum. Taa Haziran ayında bir cumartesi günü Burcu’nun önerisiyle Yeşil Vadi’ye gittik. Oraya vardığımızda Arda pusetinde etrafı inceliyordu. Meleğimle karşılaşınca ikisi de pek bir memnun oldular. Arda’yla Meleğim ilk tanıştıkları günden beri pek bir anlaşırlar zaten. Emre Jr. her zamanki gibi enerji küpü, Sibel’ciğim de sabırlı ve eğlenceli anne haliyle çok keyifliydi. Onların hemen ardından da yeni tanıştığımız Ayça ve maviş oğlu Demir geldi.
Bir gece önce aniden emeklemekten vazgeçerek ayağa kalkıp salonu bir boydan bir boya arşınlayan kızım önde ben arkada Yeşil Vadi’de ayak basılmadık yer bırakmadık. Bilhassa şırıl şırıl suların aktığı kanala benzer şeyin içindeki balıkları ve oyun parkında kaydıraktan kayanları seyrederken attığı kahkahaları duymak çok eğlenceliydi. Neredeyse bütün masalara gidip tatlı tatlı gülümsedi. Son olarak Yeşil Vadi’nin kalabalık bir anneler ve bebişleri grubu olarak gitmeye uygun bir yer olmadığını belirteyim.
Babalar Gününde yine arkadaşlarımızla birlikte Meşhur İskender’e brunch’a gittik. Çeşit bol fakat sanırım kalabalıktan dolayı servis biraz yavaştı. Arkadaşlarımızla epeydir görüşemediğimiz için hepimize iyi geldi. Güzel bir gün geçirdik. Kızım o gün LCW’den özel olarak aldığım üzerinde ‘Canım Babam’ yazan t-shirt’üyle pek bir şirindi.
Pakize’yle sabah sohbeti üzerine yazılacak bir şey yok, fotoğraf anlatıyor zaten. Kendi aralarında bir iletişim dili geliştirdiler ve gayet güzel anlaşıyorlar hatta Selin kedilerin nasıl sevileceğini o kadar iyi öğrendi ki eve gelen herkese bir kaç kere gösteriyor:)
Hayatımdaki en samimi üç arkadaşımı sorsalar biri Emel’dir, derim. Öyle çocukluğa dayanan bir eskiliği yok dostluğumuzun ama birbirimizi yirmilerin sonu otuzların başında bulmuş olmamızdan herhalde, çok sağlam ve pek nadide. Canım arkadaşımın biriciği, Yunus Ali’yle yaptığımız zeka pırıltıları saçan sohbetleri de ayrıca yazmam gerek.
Nihayet belli aralıklarla sabah git, toplantıya katıl, akşam dön şeklinde Ankara’ya yaptığı bir günlük seyahatlerinden birinde bir punduna getirdik de Ekim ayında evimizde bir akşam yemeği olsun yiyebildik. Yine eli kolu dopdolu, Ali’nin kitaplarını almış getirmiş. Meğer Selin doğduğunda verdiği, normalde hiç akla gelmeyen ama mutlaka her annenin alması gereken bir sürü lüzumlu eşyayı bir gün bana lazım olur diye nasıl sakladıysa, Ali’nin kitaplarını da Selin için öyle saklamış. ABC Kitabevi'nin Poldi karakteri çevresinde, Karşıtlar, Şekiller, Boyutlar, Dokular, Tadlar ve Kokular, Zaman gibi kavramların çok başarılı bir şekilde anlatıldığı "Benim İlk Kitaplarım" Dizisinden olan bu kitapları yavaş yavaş tanıtmayı planlıyorum ama şimdiden hepinize naçizane tavsiye ederim.
Blogumda daha önce de bahsettiğim arkadaşım Gülüş Kasım ayında doğum yaptı ve bir kızı oldu. Aylar önce benim blogumdaki listede görüp, Gülüş’ün bloguna girip, çok beğenip yorum bırakan Banu’yla Banu’nun yorumu üzerine, bloguna girip, çok beğenip yorum bırakan Gülüş, böylelikle yorumlar üzerinden yazışmaya başlayıp birbirleriyle tanışmak isteyince doğumdan yaklaşık 10-15 gün önce, bir Çıtır Simit buluşması ayarladık. Böyle hemen olmuş gibi yazdığıma bakmayın yine aylar geçti tabii, ayarlayana kadar:) Nihayet bir araya geldik ve güzel güzel sohbet ettik.
Bu sefer Barış’la Selin şahane bir uyum içinde oynadılar. Hele Selin’in hafifçe yüksek bir yerden -ona göre yüksek tabii:)-inemediğini gören Barış’ın elini uzatması, Meleğimin gülerek elini uzatıp inmesi ve sonra elele kazlara doğru yürümeleri vardı ki hakikaten filmlikti. Çok uzatmadan tekrar görüşelim dedik, hala görüşeceğiz:)
Aralık ayının güneşli bir cuma sabahında Yiğit, Ege ve Mira bize geldiler. Birlikte çok neşeli bir sabah geçirdik.
Günün en önemli hadisesi, tuvalet sorunun çoktan çözmüş olan Mira’yı tuvaletin tepesinde gören Selin’in o gün akşam üzeri kendi kendine gidip lazımlığa oturmasıydı. Bir kaç gün sonra Banu’nun bebeğime ne aldım, ne alsam’da tanıttığı potette’ten aldım. O gün bugündür üzerinde epey uzun bir zaman geçiriyor. (Bunu da ayrıca yazacağım. )
Uykusu gelen evinin yolunu tutunca öğle uykularından yeni vazgeçmiş olan Mira ve Selin başbaşa kaldılar. Mira’nın sevgili Hatice ablasıyla birlikte oynadılar, güldüler, çok eğlendiler. En kısa zamanda tekrarlayalım istiyoruz ama, kısmet...
Bizim için yılın son MyGym oyun saati çok önemli bir gelişmeye sahne oldu. Selin ilk kez kukla gösterisini seyretti. Genelde korkup soluğu trambolinin üzerinde alıyor ve kukla oynatılan tarafa hiç bakmıyordu. Neyse ki bu sefer eğitmenlerden birinin kukla oynatan kolunu gördü ve sorun çözüldü. Yavaşça diğer çocukların yanına gitti, oturdu ve gözlerini ayırmadan sonuna kadar güzel güzel seyretti. Sanırım kafasındaki bunlar nasıl böyle oynuyor muamması çözülünce rahatladı. Halbuki evde oynadığımızda kuklaları elimden alıp kendisi oynatmak istiyor:)
Aralık ayının en eğlenceli günleri Munise’min anneanne ve dedesi gelince başladı. Salona gelip sırayla bir anneannesinin bir dedesinin elinden tutup odasına götürdü, habire.
30 Aralık akşamı Gülannesinin gelmesiyle keyfi doruklara çıktı Meleğimin.
Yılbaşı akşamı birbirlerini öpe okşaya bir yemek yediler, anlatılır gibi değil.
Yılbaşı gecesi tek tek herkese hediyelerini verdi. Kendi hediye paketlerini açtığı yetmiyormuş gibi verdiği hediye paketlerini de açtı:) Almakta ve süslemekte geç kaldığımız mini çam ağacının etrafında dolanıp küçük süslerin düşüp düşmediğini kontrol ederken biraz büyük geldiği için kafasında tutmakta zorlandığı üzerinde küçük çanlar olan geyik şeklindeki tacıyla pek şirindi. Gecenin olayı Gülannesinden nasıl baloncuk yapılacağını öğrenmesiydi. Bitirene kadar üflemeye kararlıydı ama en sonunda yorgun düştü ve uyudu.
Yeni yıla nasıl başladığımızı, son günlerde neler yaptığımızı ve ne tür gelişmeler (krizler mi demeliyim yoksa?)yaşadığımızı da bir sonraki yazıda anlatayım.

19 Ocak 2010 Salı

Bugün Yine 19 Ocak!


Sevgili Dostum,

3 yıl bitti ve hala hiç bir şey değişmedi.

Vicdanımın, o beni ben yapan insan yapan vicdanımın kimselerin duymadığı sesi içimde çığlık çığlığa bağırıyor “yetmeyecek, ömrünüz gücünüz yetmeyecek, Hrant’ı ve barışa olan inancımızı unutturmaya” diye.

Bir gün çok da uzak olmayan bir gün, sana “artık rahat uyuyabilirsin” diye seslenebilmek istiyorum, vicdanlarını rehber edinen, susmayan, adalet arayan tüm dostların gibi.

3 yıl bitti ve hala hiç bir şey değişmedi.

Ama ben umudumu korumaya devam ediyorum.

Başka türlü kızımın kulağına “her zaman vicdanını dinle, o sana yapman gerekeni söyler” diye fısıldayamam ki...

Başka türlü kızımın gözlerinin içine gölgesiz bakamam ki...

Başka türlü ben yatağımda rahat uyuyamam ki...


http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=975198&Yazar=YILDIRIM TÜRKER&Date=18.01.2010&CategoryID=97

27 Aralık 2009 Pazar

Selin'den Ela'ya... Hem de Elden!

Cuma günü Yiğit ve Ela geldiler bize. Selin elindeki güneş gözlüğünü hemen Ela’ya takmaya çalıştı. Ela zaten İkoncan olduğundan sanki güneş gözlüğüyle doğmuş gibi ortalıkta salınmaya başladı. Sonra hemen Selin’in odasına gittiler. Odadan çıkmadılar desem yeridir. Resim yaptılar, henüz fırsat bulup duvarlara yapıştıramadığım amazon hayvanlarını incelediler, Selin yine çay yapıp defalarca ikram etti, muzda sallandılar, müzik ziyafeti çektiler:), ...
Ela oyun oynarken bazı kelimeleri ilk defa söyledi. Uykusu geldi, arabada uyumasın diye Görkem hadi gidiyoruz deyip kapıda Yiğit’i giydirdikten sonra kendisi giyinirken bir de baktık ki Yiğit Selin’in odasına gitmiş kızlarla oynamaya devam ediyor. Zor ayrıldı Ağır Abimiz. Görkem haklı çıktı, dönerken yolda uyumuş.
Selin bu sene çok şanslıydı çünkü ilk defa katıldığı Montessori Grubu yılbaşı hediye çekilişinde şansına Ela çıktı. Sanırım hediyesini elden verebilen tek çocuk oldu. Hediyeyi Selin’in boyadığı kağıda sarmıştık. Meleğim hediyesini verip kenara çekildi. Ela paketi alıp kanapenin üzerinde açmaya çalışırken Selin bir taraftan Ela’yı okşuyordu. Elacığım paketi büyük bir zevkle yırtıp açtı ama hediyesini açamadı. Valla biz bile açamadık:) Zar zor bıçakla filan becerebildik.
Paketten çıkan ayıcık ve kıyafetlerini birlikte incelediler. Esra kıyafetlerin nasıl dikildiğini(!) gösterirken dikkatle seyrettiler. Henüz erken olsa da 6 ay sonra bu oyuncağı bulamayız belki diye Esra’ya danışarak almıştım hediyeyi. Ela teşekkür etmek için Selin’i öpmek istediğinde Meleğim de yanağını uzattı hemen. Öyle şekerlerdi ki... Sonra tekrar odaya gidip oynamaya devam ettiler.
Biz de sık sık kızlarla kesilse de biraz sohbet etme fırsatı bulduk ve Esra’yla oyuncak değiş tokuşu yapmaya karar verdik. Uyku vakti gelince kızlar yine muah muah diye öpücükler eşliğinde bay bay dediler birbirlerine. Meleğim değil masal, yanında durmamı bile istemedi ve arkasını dönüp hemen uyudu:)

19 Aralık 2009 Cumartesi

Geçtiğimiz Günlerde...

Geçtiğimiz on günde neler yaptığımızın özeti. Buyurun, hep birlikte okuyalım.


Çarşamba günü, her hafta olduğu gibi yine MyGym’de serbest oyun saatine gittik. Miracığım 2 yaş civarı çocukların jet lag’i nasıl yaşadığının canlı örneğiydi, o gün. Mayışık bakan gözleriyle pek sakindi. Enerji küpleri Melisa ve Ela da gelmişlerdi. Trambolin delisi meleğimin mühim bir gelişme kaydettiğini gözlemledim. Selin artık ayaklarıyla yaylanma hareketi yapmaya başladı. Zıplaması ve trambolinin gerçek keyfine varması yakındır diye düşünüyorum.

Ertesi gün eşimle beni tanıştıran çok sevgili arkadaşımız, canım ciğerim Ahmet Öncü nihayet 6,5 yıldan sonra evimize geldi. Selin uykudan uyanınca tanıştılar ve birbirlerini pek sevdiler. Sanırım Ahmet Ankara’ya geldiğinde Selin’i görmeden İstanbul’a dönemeyecek artık:)

Cuma günü Ela ve Uydusu’na gittik. Acayip eğlendiler, oynadılar, güldüler, habire zeytin yediler.

Bir ara elele tutuşup televizyon seyrettiler. Çabuk sıkılıp oyuna geri döndüler. Ben Ela’nın yemek istediklerine en kısa yoldan ulaşmak için bulduğu yönteme bayıldım. Esra’da Selin’in kıyafetindeki pisi pisi ve şaaşanı anlatışına bayıldı.

Esra’yla sohbet bile edebildik. Mutlu mesut, yine görüşelim diyerek ve uyku saatini yine epeyce geçirerek evimize döndük. Yakın oturmanın faydaları, 3 dakika sonra evdeydik. Meleğim yatağına yatar yatmaz sızdı:)

Banyo zamanı saç ıslatmama derdimizi yazacağım, aklımda...

18 Aralık 2009 Cuma

Selin'e İzmir'den Hediye Geldi!

Geçen on gün içinde neler yaptığımızı yazacaktım ama önceliği Sarp’ın, annesi Işıl Hanım aracılığıyla gönderdiği, geçtiğimiz cuma günü aldığımız yılbaşı hediyesine vermek istedim.

Selin uykudayken geldi paketi. Uyanınca O açsın istedim ve kanapenin üzerine koydum. Uyandıktan bir süre sonra sonra salona geldi ama ben bir şey demeyince paketle hiç ilgilenmedi. O sırada babası eve geldi. Bir süre sonra dikkatini pakete yöneltmek için halının üzerine koyduk ve Selinciğim bu paket sana geldi, açmak istermisin diye sorduk. Gerisini anlatmama gerek yok sanırım. Fotoğraflara bakmak yeterli.

Sarp’a ve annesi Işıl Hanım’a güzel hediyeleri için Selin adına çok teşekkür ederim. Bu mee’li takımı bir kaç yıl sonra kullanmak üzere kaldırdım ama duvar sticker’larını hemen kullanacağız. Bu sevimli hediye tam da Meleğimin odasını çalışma odasıyla değiştirdiğimiz ve benim duvarlara ne yapıştırsam diye düşündüğüm günlere denk geldi.

Bu vesileyle Montessori e-grubu üyelerinden fikrin sahibi Seher’e ve grubun kurucusu Esra’ya bu güzel organizasyon için teşekkürlerimi gönderiyorum.

8 Aralık 2009 Salı

Geçen Hafta...


Aralık ayı ev dışı faaliyetlerimiz çarşamba günü MyGym’deki oyun saatine gitmekle başladı. Birbirini bloglardan tanıyan anneler olarak Meral ve enerji küpü tatlı kızı Melisa’yla tanıştık. Meral, Selin'i blogtaki fotoğraflarından tanımış. Melisa’yı yakalamam mümkün olamadı, fotoğraf çekemedim. Selin elbette yine trambolinden inmedi.

Cuma günü uzun zamandır tanışmak isteyip bir türlü biraraya gelemediğimiz üst kat komşumuz Leyla ve Meleğimden 3,5 ay küçük oğlu Ege bize geldiler. Selin ve Ege birbirlerine hemen ısındılar. İlk kez görüşüyor olmalarına rağmen ne oyuncağımı aldı kavgası yaptılar ne de kıskançlık. Daha önce yaşadıklarımızdan tecrübelenerek, Ege gelmeden önce oyuncaklarıyla oynamasına izin vermesi için Selin’e ricada bulundum, oyuncaklarının ve kitaplarının hiç bir yere gitmeyeceğini anlattım. Beni güzelce dinledi ve kafasını evet anlamında yukarı aşağı salladı. Sanırım artık gerçekten laf anlıyor. Misafirlerimiz gelince bir kaç dakika sessizce gözlemledi, Ege ne yapıyor diye. Baktı ki sakin bir çocuk, yanına yanaştı ve elini uzatıp yanağını okşadı. Ege’de hiç olumsuz tepki vermeyip okşamasına izin verince Meleğim rahatladı. Sonra alıp odasına götürdü. Yarım saat sonra Selin’in Ege’ye oyuncağını uzattığını fark ettim. Bu yaş çocuklarında görülmeyen bir şey oldu ve kısa bir süre için bile olsa birlikte oynadılar. Ege bizden ağlayarak ayrıldı.

Aynı apartmanda oturmanın faydaları, dün de biz Ege’lere gittik. Odasında oynayıp salonda dans ettiler. Meleğim, kendisinde olmadığı için uzun uzun kamyon, yarış arabası filan gibi oyuncaklarla oynadı.

Bir ara baktım bu sefer Ege Selin’in yanaklarını okşuyor. Bizimki durur mu? Hemen aynen okşamayla karşılık verdi. Ayrılırken biz söylemeden birbirlerine öpücük gönderdiler.

Cumartesi günü de sevimli ikizler Ilgaz ve Aral’a gittik. İkizlerin anne ve babasıyla daha önce ODTÜ’de karşılaşmış ve ayak üstü bebeklerden konuşmuş olmamıza rağmen tanışmamıştık. “Doğal ve Bilinçli Beslenme” e-grubuna üye olup, Tanal Çiftliği’nden sipariş verenler arasına katılınca –ki bu da başka bir yazının konusu- tanışmak kısmet oldu. Anneleri Nihal içi dışı bir, çok sevecen bir kadın. Hemen kaynaştık. Kendi oyun gruplarının buluşmasına bizi de davet ettiğinde önceden tanıştığım Sibel ve oğlu Can, Güliz ve oğlu Doruk’un da geleceğini biliyordum. Maalesef uzun zamandır görüşmediklerinden çocuklar birbirlerini unutmuşlar.

Burada da doğal olarak arabalar ve kamyonlarla oynadı Munisem. Bir ara evde tam 9 çocuk vardı. Oyun grubundan ziyade kazara aynı salonda toplanmış küçük insanlar olarak kafalarına göre takıldılar. Uyku vaktimizi epey geçirerek eve döndük. Yorulmuş olacak ki iki saatten biraz uzun süren bir uyku keyfi yaptı.

Bu arada, banyo vakti geldiğinde isyan etmeye devam ediyor, diğer taraftan bıraksam plastik havuzda saatlerce oynayabilir. Kafasına su değmediği müddetçe sorun yok. Bu konuda hangi yöntemleri denediğimi ve işe yarayıp yaramadığını başka bir yazıda anlatacağım.

3 Aralık 2009 Perşembe

Orda Bir Çocuk Var Uzakta!




Yeni yılda uzaktaki çocukların aslında hiç te uzak olmadıklarını göstermek ve yüzlerini güldürmek için buraya buyurun.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails