Alternatif Anne yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alternatif Anne yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2012 Perşembe

Ekofeminizm üzerine...

Dünya çevre haftası nedeniyle birçok yerde, doğayı nasıl mahvettiğimize ya da kalanı korumak için neler yapmamız gerektiğine dair yazılar yazıldı. Ben de bu köşede haftanın anlam ve önemine uygun olarak ekofeminizm hakkında bilgiler derleyip sizlere aktarayım istedim. Önce tabii bir ekofeminizm tanımı vermek lazım.
Ekofeminizm, uzun zamandır eşit hak ve yaşam mücadelesi veren kadınların, kapitalist düzenin, canlıların yaşam hakkını yok sayma noktasına varan tüketimi pompalama ve her şeyi metalaştırma anlayışına karşı bir duruş geliştirmesidir. Elbette, sadece kadınların çevre politikalarında aktif olmasını savunmakla kalmaz, aynı zamanda militarizme, heteroseksüellik dayatmasına ve emperyalizme de karşı durur.
Devamı burada...

Not: Yukarıdaki resim http://ecotopianetwork.wordpress.com adresinden...


5 Mart 2012 Pazartesi

Alternatif Anne'de Yeni Bir Bölüm: Feminist Anne

Uzun zamandır düşünüyordum, Alternatif Anne'de bir de "Feminist Anne" olmalı, diye. Ama bunu bir fikir olarak bile dile getirmeye cesaret edememiştim. Ne zaman ki önümüzdeki sene başlamayı planladığım doktora programına hazırlık amacıyla Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları bölümüne özel öğrenci olarak kabul edildim, o zaman "tamamdır, zamanıdır" dedim. Fikrimi Gülüş'e açtığımda "ah, ne kadar iyi düşünmüşsün, harika olur, hemen hemen" dedi. Eğer hazırlanmamı gerektiren bir durum varsa, benim hemenim, karakterime hiç de uymayan bir şekilde zamana yayılabiliyor. Bu yüzden bu bölüm, neredeyse iki ay açılmayı bekledi.  Bir kadın olarak o kadar önemli bulduğum bir konu/alan ki, durduğu yerde duramayan ben, durdum. Şimdilerde evden çıkmak istemeyecek kadar makalelere gömülmüş durumdayım ve tuhaftır, acayip iyiyim hatta mutluyum da denebilir. Okunacak, öğrenilecek çok makale/kitap, sorulacak çok soru ve incelenecek çok sorun var.  
Aşağıdaki yazı, feminist anne olarak yazdığım ve cuma günü yayımlanan ilk yazı. Feminist olsun olmasın, herkesin katkılarını, yazılarını ve yapıcı eleştirilerini beklediğimiz yeni bir bölüm. Her başlangıçta söylendiği gibi: Yolumuz açık olsun!

Feministleştiremediklerimizden misiniz?
Feminizm… Ne ağır bir konu, ne kadar derin, ne kadar karmaşık ve ne kadar hayati! Sadece biz kadınlar için değil herkes için önemli. Feminizmin kadınlar tarafından bile hala “erkek düşmanlığı” olarak algılandığını görmek beni pek de şaşırtmıyor aslında. Sadece, daha özgür ve daha eşitlikçi bir dünya istiyorsak eğer, bu konuda bir şeyler yapmak ve mümkün olan her mecrada feminizmin ne olduğuna ve olmadığına dair bir kaç kelam etmek, ettirmek zorunda olduğumuza işaret ediyor.
Önce şöyle herkesin aklında kalabilecek basit, sağlam ve anlaşılır bir tanıma ihtiyaç var ve Bell Hooks “Feminizm Herkes İçindir” başlıklı kitabında –ki bu alanın başlangıç kitabıdır, harika bir tanım yapmış. “Feminizm, cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürü ve baskıyı sona erdirmeye çalışan bir harekettir.”
Devamı mı ? Burada... 

19 Ekim 2011 Çarşamba

Eğitim: İdeolojilerin Savaş Alanı

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yurttaşlarını  “doğru vatandaş”a dönüştürmek üzere planlanan, ideoloji pompalamasının, mesela tarih eğitimi gibi alanlarda arşa vurduğu, tuhaf bile denemeyecek bir sistem hakkında yazmak zor. Hele bir de vakti zamanında aynı tornadan geçmiş ve bu kısıtlayıcı, koyunlaştırıcı etkilerden arınmak üzere kendini hala rehabilite eden biriyseniz daha da zor. Üstelik bir de toplumsal duyarlılığı yüksek bir kadın, bir anneyseniz misli misli zor. Çünkü neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Ama bir yerden de başlamak lazım. Devamı Alternatif Anne'de...


23 Mayıs 2011 Pazartesi

Anne Olmayı Reddetmek

Çok değil 40 yıl öncesine kadar insanlar hayatlarında neyin nasıl değişeceğini hiç sorgulamadan, gerçekten isteyip istemediklerine dair bir iç hesaplaşma yaşamadan, biraz “içgüdüsel”, biraz dini bir yükümlülük, biraz da insan neslinin devamı için zorunluluk olduğundan çocuk sahibi oluyordu. Bugün gelinen noktada kadınlar artık çocuk sahibi olup olmamak konusunda bir nebzede olsa özgürler ve elbette bu özgürce karar verebilme durumu batıda bir hayli sancılı ve yüksek bedeller ödenerek yaşanan feminizm akımları sayesinde mümkün olabiliyor. Böyle bir seçimin sadece eğitim düzeyi yüksek kadınlar için sözkonusu olduğunu yazmaya gerek bile yok.
Günümüzde annelik, tercihlerin farklı olması sebebiyle çok farklı algılanıp, farklı yaşanıyor. Özellikle eğitim düzeyi yüksek kadınlar, artık ne dinin gereği ne türün devamı ne de içgüdüsel diye çocuk yapıyor. Artık kadınların, anneliği benimsemek, reddetmek ya da kendi içinde tartışabilmek gibi seçenekler yarattığı rahatlıkla söylenebilir. Bu noktada elbette çocuk isteğinin içgüdüsel ve evrensel bir karşı konulamazlık içerdiğinden bahsetmek de imkansızlaşıyor.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Bugün Dünya ANADİL Günü

Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere, blogumun yapısına uygun olmadığı için burada yayınlayamadığım, bugünün mana ve önemine dair yazdıklarımı Alternatif Anne'de okuyabilirsiniz. 

"Yazıya başlarken, başka anaların dillerini çocuklarının da kendilerinin de özgürce konuşabilmesi gerektiğine olan inancımı tekrarlamama gerek yok, elbet. Bu inancımı her gün tazeleyen şey de, kendi anadilimizi kullanmaktan gitgide ne kadar uzaklaşmaya başladığımızdır. Bu tespiti, uzak ya da yakın içinde yaşadığımız toplumun geçirdiği değişimin doğal bir sonucu olarak görüp “E, olacak tabii. Dil yaşayan canlı bir varlıktır, değişir, değişmelidir...” gibi klasik laflara sığınmak artık mümkün olmadığı için önemli görüyorum." Devamı burada 


14 Şubat 2011 Pazartesi

Alternatif Anne'de Yazdıklarım

“2010’un Z Raporu” başlıklı yazımda Alternatif Anne’deki tarifleri benim yazdığımı, yeni yılla birlikte temalı yazılar da yazacağımı beyan etmiştim ya, hani. İşte, bu ayın temasına uygun olarak yazdığım yazım.

“Aşk ve Hikayeleri Üzerine...”
Hiç dikkatinizi çekti mi bilmem ama nesiller boyu anlatılan tüm aşk hikayeleri aslında birer mutsuzluk destanıdır. Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliet ve hatta yakın dönemin en meşhur hikayesi, Romeo ve Juliet’ten ilhamla yazılmış Batı Yakasının Hikayesi...Hepsinde anlatılan, bir türlü kavuşamayan ve birbirine hasret giden sevgililerdir. Belki de bu aşk hikayelerini ölümsüz kılan da bu yönleridir. Filmler dışında sonu mutlu biten ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir mutlu aşk hikayesi hiç bilmiyorum ben. Bu noktada aklıma iki soru geliyor. Mutlu aşk hikayeleri zaten herkesçe yaşanan ve dolayısıyla anlatılmaya, yazılmaya değer özel bir tarafı olmayan hikayeler midir? Yoksa aşk denen şeyin kendisi bir hikaye midir?... Devamı burada

Bu da Ocak ayının yazısı.

“Evin Halleri”
EV vardır, huzurludur, mutludur. Ev vardır bazen çocukla bazen yakınmayla bazen kahkahayla bazen de ıvır zıvırla dolu doludur. Ev vardır tertemizdir ama içindekilerin içi değildir. Ev vardır dağınıktır ya bir çocuk/genç yaşar ya da içindekiler çok rahattır. Ev vardır sığınırsınız, ev vardır sığamazsınız. Ev vardır her kafadan bir ses çıkar ama hiç bir şey duymazsınız. Ev vardır sessiz çığlıklardan uğuldar kulaklarınız... Devamı burada

Okumayan kalmasın!:)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails