26 Mart 2012 Pazartesi

Yeni Bir Bahar Haftasına Başlarken...


Geçen yıl Selin’in komik laflarını, cevaplarını pek düzgün kaydedemedim bilgisayara. Kullandığım defterlere, küçük kağıtlara filan yazdım. Hemen ardından bilgisayara aktarmayınca öyle dağınık kaldı, şimdi toparlamakta güçlük çekiyorum. Bu sene öyle olmasın diye günlük notlarımı aldığım defterin bir bölümünü Selin’e ayırdım. Haftaya gülerek başlayalım diye sene başından beri yazabildiklerimden bir kaç tanesi aşağıya yazdım. Diğerlerini de en kısa zamanda blogun Selin’den İnciler sayfasına ekleyeceğim.  Herkese bol güneşli günler!


30 Ocak 2012 Pazartesi
Tuvalette lazımlığında oturmuş vaziyette bana yine masal anlatmaya başlamışken aramızda şöyle bir kısa konuşma geçti.
S.- ....ormanda yürümüş yürümüş yürümüş. Fakat maalesef ziyadesiyle yorulmuş...
Ç.- Selinciğim, lafını balla bölüyorum ama geç kalıyoruz. Masalına arabada devam etmen gerek, tatlım.
Çok ciddi ve hafif kızgın bir ifadeyle gözlerime baktı ve
S.- Anne, sözümü kesmenden hiç hoşlanmıyorum. Çünkü sonra lafımı unutuyorum ve bu da canımı çok sıkıyor.
Ç.-???


07 Şubat 2012 Salı
Doğum gününde anneannesi, Akın dedesi ve Gülannesi Selin’e mıknatıslı çubuklar ve bilyelerden oluşan bir set gönderdiler. Bir kaç ay önce halen gittiği yuvada çok daha büyük boyda çubuk ve toplarla nasıl güzel oynadığını, ne kadar şahane ve faydalı bir oyuncak olduğunu (aynen bu sözlerle) günlerce anlatmış, sonra öğretmeninden izin alarak görmem için beni sınıfına çağırmıştı. Ben de aynı setin daha küçük boyda olanlarından görünce hemen haber vermiştim Gülannesine. Ben şimdiye dek hiç bir oyuncak ya da oyun setini tavsiye etmedim bu blogda ama bu seti ayrı bir yazıyla tanıtacağım. Neyse, konuya dönecek olursak, Selin her gün en az yarım saat kadar bu setle oynuyor mutlaka.
Yine bir akşam üstü yuvadan eve döndük ve hemen odasına gidip oynamaya başladı. Babası eve geldiğinde salona gelip “Baba bak, büyük bir üçgen yaptım”dedi. “Aa, evet, ne güzel olmuş”dedik. Babası yaptığı üçgeni eline alıp masada dik tutmaya çalıştı ve elbette olmadı. Selin bunun üzerine “Ama baba o öyle dik duramaz, yatay olarak durabilir ancak, ayakları yok ya!” dedi. Biz dumur olmuş vaziyette birbirimize bakakaldık. Bir kaç dakika sonra üçgeni bozup değişik bir şekil yaptı. Babası “Bu şeklin bir adı var mı?” diye sorunca Selin parmağını gezdirerek şeklin kenarlarını sesli saydı, kafasını kaldırıp bize baktı ve “Evet, var tabii. Bu bir beşgen, çünkü beş kenarı var” dedi. O an dumur ötesiydik.


13 Şubat 2012 Pazartesi
Selin’i yuvadan aldım. Arabaya biner binmez “Bi masal?” diye sordu. “Elbette” dedim ve başladı. Masalının bir yerinde kötü korsanlar çocukların oyuncaklarını, kitaplarını alıyor, vermeyen çocukları da öldürüyor. (Yuvada oğlanlar sürekli savaş oyunu oynadığından bizimki de öldürmek kelimesini öğrenmiş durumda ama ne anlama geldiği kafasında hala net değil.) Masalına şöyle devam etti:  Neyse anneciğim, sonunda kötü korsanlarla konuştuk vee kitapları, oyuncakları alma sorununu hallettik. Çocukları da öldürmicekler, o sorunu da hallettik konuşarak. Fakat maalesef, korsanların kötü olma sorununu bir türlü halledemedik(!). Nedense iyi olmayı kabul etmiyolar. Halbuki bi iyi olsalar bütün çocuklar onlarla oynıcaklar. Sence n’apabiliriz anne? Bana bi fikir verebilir misin?


13 Şubat 2012 Pazartesi
T.- Bugün ne yedin okulda, Selin?
S.- Hatırlamıyorum baba.
T.- Nasıl olur canım, bugün yediklerini soruyorum.
S.- Sorunu anladım baba ama gerçekten hatırlamıyorum. Şu mutfaktaki listeye bir baksam hemen hatırlarımJ
T.- ???

5 Mart 2012 Pazartesi

Alternatif Anne'de Yeni Bir Bölüm: Feminist Anne

Uzun zamandır düşünüyordum, Alternatif Anne'de bir de "Feminist Anne" olmalı, diye. Ama bunu bir fikir olarak bile dile getirmeye cesaret edememiştim. Ne zaman ki önümüzdeki sene başlamayı planladığım doktora programına hazırlık amacıyla Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları bölümüne özel öğrenci olarak kabul edildim, o zaman "tamamdır, zamanıdır" dedim. Fikrimi Gülüş'e açtığımda "ah, ne kadar iyi düşünmüşsün, harika olur, hemen hemen" dedi. Eğer hazırlanmamı gerektiren bir durum varsa, benim hemenim, karakterime hiç de uymayan bir şekilde zamana yayılabiliyor. Bu yüzden bu bölüm, neredeyse iki ay açılmayı bekledi.  Bir kadın olarak o kadar önemli bulduğum bir konu/alan ki, durduğu yerde duramayan ben, durdum. Şimdilerde evden çıkmak istemeyecek kadar makalelere gömülmüş durumdayım ve tuhaftır, acayip iyiyim hatta mutluyum da denebilir. Okunacak, öğrenilecek çok makale/kitap, sorulacak çok soru ve incelenecek çok sorun var.  
Aşağıdaki yazı, feminist anne olarak yazdığım ve cuma günü yayımlanan ilk yazı. Feminist olsun olmasın, herkesin katkılarını, yazılarını ve yapıcı eleştirilerini beklediğimiz yeni bir bölüm. Her başlangıçta söylendiği gibi: Yolumuz açık olsun!

Feministleştiremediklerimizden misiniz?
Feminizm… Ne ağır bir konu, ne kadar derin, ne kadar karmaşık ve ne kadar hayati! Sadece biz kadınlar için değil herkes için önemli. Feminizmin kadınlar tarafından bile hala “erkek düşmanlığı” olarak algılandığını görmek beni pek de şaşırtmıyor aslında. Sadece, daha özgür ve daha eşitlikçi bir dünya istiyorsak eğer, bu konuda bir şeyler yapmak ve mümkün olan her mecrada feminizmin ne olduğuna ve olmadığına dair bir kaç kelam etmek, ettirmek zorunda olduğumuza işaret ediyor.
Önce şöyle herkesin aklında kalabilecek basit, sağlam ve anlaşılır bir tanıma ihtiyaç var ve Bell Hooks “Feminizm Herkes İçindir” başlıklı kitabında –ki bu alanın başlangıç kitabıdır, harika bir tanım yapmış. “Feminizm, cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürü ve baskıyı sona erdirmeye çalışan bir harekettir.”
Devamı mı ? Burada... 

2 Mart 2012 Cuma

Selin'in Kitaplığından...- 42, 43, 44

Bu etiketi taşıyan yazılara şöyle bir baktım ve 22 Temmuz’dan beri kitap tanıtımı yapmadığımı fark ettim. Çok olmuş. Bu hafta üç kitapla tekrar başlıyorum, hemen. Tırtılların kelebeğe dönüşmesi çocuk/bebek kitaplarında çok kullanılan bir süreç.  Eric Carle’ın “The Very Hungry Caterpillar”ı, Tübitak yayınlarından çıkan Anna Milbourne ait “Kelebek” kitabı hemen aklıma gelen iki güzel örnek.  Redhouse Kidz’den çıkan, Paula Carbonell’in yazdığı ve Chené Gomez’in resimlediği KELEBEKLERİN YOLCULUĞU da artık hemen hatırlayacağımız kitapların arasına katıldı. Bu sefer konu tırtılın kelebeğe dönüşmesi değil, bir tırtılın araları topu topu 5 metre olan portakal ağacından limon ağacına kadar gidebilmesi –ki bu bir tırtıl için dünyanın yolu demek. Kendi başına gitse iyi. Yolda bir de beni de götürsene diyen çekirgeyi, kulağakaçanı, uğurböceğini, karıncayı ve pireyi de sırtına alır. Limon ağacına geldiğinde arkadaşlarını yere indirir ve bir yaprağa tırmanır ve hikaye de buradan itibaren heyecan kazanır.  Tırtılı yemek üzere gelen bir eşekarısından çekirge ninnisiyle kurtarır. Zehirli örümcekten de kulağakaçan. Tırtılın yaprağını yemeğe gelen pireleri uğur böceği kovalar, yaprağı yuvalarına götürmek isteyen karıncalara da yine bir başka karınca engel olur. Tırtıl tam bir kuşa yem olacakken pire onu bir çiçeğin arasına saklar. Nihayet tırtıl kendine bir yer bulur, kozasını yapar ve o meşhur uykusuna dalar. Uyandığında şahane kanatlı bir kelebektir artık.
Kitabın en beğendiğim tarafı tırtılın kelebeğe dönüşmesinden çok, iyilik yapmanın ve dayanışmanın önemini vurgulaması. Tırtılın yolculuğu aslında hayatın ta kendisi ve bu macerada iyilikler ve iyiler kadar kötülerle de karşılaşıyor tırtıl. Metnin kafiyeli ve tekrarlardan oluşması akılda kalıcılığını artırıyor. Çizimleri, renkleri ve diliyle sade, rahat  ve mütevazı bir kitap. Biz çok sevdik.
Bu kitaba Dolap’ta değil de radyo yayınında rastladık. Dinlemek isteyenler için tık.
İkinci kitabımız dışarıdaki havayla çok uyumlu. Küçük penguen Pipkin’in BİR MİLYON NE KADAR BÜYÜK? sorusuna aradığı cevabın öyküsü. Tübitak Yayınları’ndan çıkan 3+ yaş grubuna yönelik neredeyse tüm kitaplar gibi bu kitabı da Anna Milbourne yazmış, resimleyen Serena Riglietti. Kitabı özetleyen bir alıntı yaparak işimi, kolaylaştıracağımJ Pipkin arayışlarının sonunda hayal kırıklığıyla “ON leziz balık, YÜZ sıcak penguen, BİN sevimli kar tanesi ve yepyeni BİR arkadaş buldum. Ama ne kadar uğraştıysam da bir milyonu bulamadım”der annesine. Annesi Pipkin’e sımsıkı sarılır ve bir milyonu göstermek üzere onu dışarıya çıkarır. Kitabın sonuna, Pipkin’in ne gördüğünü görmek için bir zarf konulmuş. İçinden kocaman bir poster çıkıyor. İlk seferinde çok heyecanlandı Selin, içinden ne çıkacak diye. Sonra baktım her defasında posteri açmaktan ve uzun uzun bakmaktan çok zevk alıyor. Selin bir kitabı beğendiğinde en az bir hafta süreyle o kitap her gece okunur, başka kitaplarla birlikte. Yani bizim evde her haftanın bir başka demirbaş kitabı oluyor.J Yine bir gece kitabı okuyup posteri açtıktan sonra pencerenin yanına gidip gökyüzüne baktı ve “bu gece hiç yıldız yok anne” dedi. Sonra benim bir şey söylememe fırsat bırakmadan, “Kışın geceleri pek yıldız olmuyor gökyüzünde anne ama yaz gelince dolup taşıyor. Galiba yıldızlar soğuk havada üşüyorlar biraz” dedi.J
Bu kitap Anna Milbourne’un diğer kitaplarından bir hayli farklı, çünkü öyküsü var. Biz bu kitabı da çok sevdik. 
Bu haftanın son kitabı T. İş Bankası Yayınları’ndan çıkan, Valerie Thomas ve Korky Paul’e ait, SAKAR CADI VİNİ’NİN KIŞ MACERASI. Sakar Cadı Vini bir seri ve her  ne kadar kitabın üstünde 5-8 yaş diyorsa da biz geçen yıldan beri okuyoruz. Aslında Sakar Cadı Vini’yi tüm kitaplarıyla ayrı bir yazıda tanıtmak istiyorum ama bu kitabın içeriğini bitmek bilmeyen karlı kış günlerine çok uygun bulduğumdan bu hafta tanıtmak istedim. Sakar Cadı Vini kış mevsiminden çok sıkılır ve bu durumu değiştirmek için bir sihir yapar. Sihirin sonunda bahçesi artık aynı yaz mevsimindeki gibi güneşli ve hava da sıcacıktır. Ancak kış uykusundan erken uyanan hayvanlar ve erken açıp hemen solan çiçekler bu durumdan hiç memnun kalmamışlardır. Üstüne üstlük bahçeyi görüp gelen, tanıdık tanımadık bir sürü insanın yarattığı çılgın gürültü, Vini ve kedisi Vilbur’un huzurunu fena halde bozmuştur. Tüm bunların üzerine bir de bahçesinde dondurma satmaya çalışan birini görünce Vini deliye döner ve tekrar sihir yapar. Bu sefer her şey aynen olması gerektiği gibidir. Yine mevsimlerden kıştır, kar yağışlıdır ve hava buz gibi soğuktur. Vini mutfağında kendine sıcak çikolata hazırlar ve bir dilim kek yer. Kedisi Vilbur’a da ılık süt verir. Yatağına yatar ve pencereden dışarıyı seyrederken “Yatağımız sıcak ve yumuşak. Galiba kış mevsimi de çok güzel” der. Kitabın verdiği mesajı yazmak anlamsız, çok açık ve eğlenceli bir dille veriliyor zaten. Beni en çok etkileyen Vini’nin sabrının, bu durumdan kazanç elde etmeye çalışan biri (dondurmacı) ortaya çıkınca taşması oldu.  Vini’nin Dolap’taki yeri için şuraya bakabilirsiniz.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Babam Yeter Bana!

13 Şubat pazartesi akşamı yatmadan önce, salondaki oyuncaklarını toplarken babasından yardım istedi, Selin. Güle oynaya birlikte topladılar. Tam bitirmişlerdi ki kutuyu elinden düşürdü ve hepsi yine dağıldı. Hay Allah! deyip gülüşürken, “ben de yardım edeyim mi?” diye sordum. Tereddütsüz bir cevap geldi Selin’den: “Hayır, babam yeter bana!”
Salonun ortasında, dağılmış oyuncaklar, gülen bir küçük kız ve eriyen bir baba...

Not: Fotoğraf Selin'in yuvadaki doğum günü kutlamasından. Sırada doğum günlerine dair yazı ve fotoğraflar var.

24 Ocak 2012 Salı

İyi ki Annen Olmuşum!

Bal yanaklım,

İpek saçlım,


İyi ki seni doğurmuşum! İyi ki annen olmuşum!  


Yüreğinin iyiliği yolunu açık tutsun.

Yazdıkların, çizdiklerin etrafına ışık olsun.  


Aklın ve vicdanın güzel sesinle duyulsun.


Çevren hep iyi insanlarla dolsun.


Ömrün uzun, doğum günün kutlu olsun!

20 Ocak 2012 Cuma

Biz Bitti Demeden...


Hrantçığım,
Dün yine onbinlerce kişi senin için yürüdük.
Öyle doluydu ki yürekler, sesssiz kalamadı kimse, hep bir ağızdan sloganlar atıldı.
Daha özgür, daha aydınlık bir ülkede birlikte yaşamak isteğini haykırdı herkes.
Kimisi için bu kalabalık umut verici, kimisi içinse yetersizdi. 
Gelemese de aklı, yüreği orada olanlar da vardı elbet. 
Diğerlerinin ya kendi dünyalarından başka derdi yok ya gerçek dünyadan habersizler ya da ciddi şuur kaybından muzdaripler.
Tüm memlekette bu kadarız, topu topu bu kadarız işte.
Ama sadece bu fotoğraf bile "benim hala umudum var" demek için yeterli.
Bu davayı alay etme noktasına getirenlere rağmen, inatla direnmeye ve diretmeye devam.
Gelmeyenler, reddedenler hatta "hak etti" diyebilenler için bile barış, özgürlük ve adalet istemeye devam.
Sonsuz hasretle...
ç.

Not: Fotoğraf Barış Güngör Sulu Aş'a ait (Facebook'tan)

23 Aralık 2011 Cuma

Haydi, Van İçin Örüyoruz!

Dün Facebook’ta Bir Dolap Kitap’ın mesajıyla Van İçin Örüyoruz Kampanyası’ndan haberdar oldum.  Örgü örmeyi seven biri olarak çok heyecanlandım ve hemen siteye girip inceledim. Destek sözü verip iyi derecede örgü bilmeyenlere kolaylık olsun diye bir tarifler sayfası açıp açamayacaklarını sordum. Fikir annesi olan Alev hanım “gönderin, hemen açalım” dedi. Ben de aşağıdaki pratik bere, atkı ve patik tarifini gönderdim. Alev hanımı bu şahane fikir ve girişiminden ötürü kutluyorum.
Yan tarafta gördüğünüz banner’ın üstüne tıklayınca kampanyanın sayfasına gidip, bakabilirsiniz.
Haydi kadınlar, şimdi Van’daki yavruları, kuzucukları ördüklerimizle ısıtma zamanıdır.
İlmeklerin arasına sıkıştıracağınız şefkatiniz onları ördüklerinizden daha çok ısıtacaktır, inanın.
Örgü örmeyi bilmeyen arkadaşlar da kampanyaya malzeme desteği sağlayarak destek olabilirler.
Hepimize kolay gelsin...

Pratik Bere, Atkı ve Patik Tarifi

Bere:
3,5 yada 4 numara şişinize 9 ilmek atarak başlayın.
1.sırada 1 ilmek düz örüp 1 ilmek artırarak örün.
2.sırada hiç artırma yapmadan bütün ilmekleri örün.
3.sırada 2 ilmek düz, 1 ilmek artırarak örün.
4. sırada yine hiç artırmadan bütün ilmekleri örün.
5. sırada 3 ilmek düz örüp, 1 ilmek arıtrarak devam edin. Artırma yaptığınız sıradan sonraki her sırada hiç artırma yapmadan tüm ilmekleri örün. Bu sıraları yani çift sayılı sıraları ister düz ister ters örebilirsiniz.
9 ilmek örüp, 1 ilmek artırdığınız sıra bittiğinde şişinizde toplamda 66 ilmek olmalı.
Bu 66 ilmeği bir örün ve sonraki sırada bu sefer eksiltmelere başlayın.
3 ilmek örüp 1 ilmek eksiltin.
Sonraki sırayı hiç kesme yapmadan 1 ilmek düz, 1 ilmek ters örün.
Takip eden sırada yine 3 ilmek örüp 1 ilmek eksiltin.
Bu eksiltmelreden sonra şişinizde 42 ilmek kalmalı.
Takip eden 8 sırayı ister bir düz bir ters örüp lastik örgü yapın, isterseniz hepsini düz ya da ters örüp haroşo yapın.
Örgüyü kapatın (kesin) ve kenarından dikkatlice dikin.
Artırma yapılan ilmeklerin çok büyük delikler oluşturmaması için artırmaları yaparken yani şişe iplik atarken ipliği çok uzun tutmayın.
İpliğiniz ne kadar kalınsa şişinizde o kadar kalın olmalı, şişin numarasını buna göre ayarlayın. Unutmayın, iplik kalınlaşıp şiş numarası büyüdükçe bereler de büyük olacaktır. 

Atkı:
İpliğinizin kalınlığına göre seçtiğiniz şişle, 5 numaraya kadar 35-40 ilmek 5 numaranın üstü şişle başlayacaksanız 30-35 ilmekle (yaklaşık 25 cm) başlayın. Bir sıranın başında bir ilmek eksiltip, takip eden sıranın başında bir ilmek artırın. Bir sırada eksiltip diğer sırada artırarak istediğiniz uzunluğa geldiğinizde atkıyı bitirin. İlmek artırırken kenarlarda halka şeklinde bolluk olmaması için; ilk ilmeği ördükten sonra ikinci ilmeğe geçmeden alt sıradan bir ip çekip ilmek haline getirirek örün. Bu model için haroşo örgüyü öneririm.

Patik:
6 numara şişe 35 ilmek atın. 5 sıra haroşo örün. 14 ilmeği düz, ortadaki 7 ilmeği ters, sonraki 14 ilmeği yine düz örün. Takip eden sırada 13 ilmek düz örün, 14 ve 15. ilmekleri birlikte örün yani 1 ilmek eksiltmiş olun. Ortadaki 7 ilmeği düz örün ve 23 ve 24. ilmekleri yine birlikte örerek 1 ilmek eksiltmiş olun. Ortada kalan düz ördüğünüz kısım patiğin üst kısmını oluşturuyor. Arka sırada yine ortadaki 7 ilmeği ters örüp kenarlarda kalan ilmekleri düz örün. Sonraki sırada bu sefer 12 ilmek düz örün, takip eden 2 ilmeği birlikte örün. 7 ilmeği düz örün ve sonraki 2 ilmeği yine birlikte örün. Kalan 12 ilmeği de örüp sırayı bitirin. Arka sırada yine ortadaki 7 ilmeği ters örüp kenarlarda kalan ilmekleri düz örün. Sonraki sırada bu sefer 11 ilmek düz örün, takip eden 2 ilmeği birlikte örün. 7 ilmeği düz örün ve sonraki 2 ilmeği yine birlikte örün. Kalan 11 ilmeği de örüp sırayı bitirin. Arka sırada yine ortadaki 7 ilmeği ters örüp kenarlarda kalan ilmekleri düz örün. Şişinizde toplam 25 ilmek kalana kadar (yani 9 ilmek haroşo+7 ilmek düz+9 ilmek haroşo) bu şekilde örmeye devam edin. Şişinizde 25 ilmek kaldığında 10 sıra düz örün. Düz örgünün üzerine 10 sıra da ters örün. Bütün ilmekleri kapatıp, dikin ve bu 10 ters örülmüş sırayı düz örülmüş 10 sıranın üstüne katlayın.
 

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails