20 Ocak 2012 Cuma

Biz Bitti Demeden...


Hrantçığım,
Dün yine onbinlerce kişi senin için yürüdük.
Öyle doluydu ki yürekler, sesssiz kalamadı kimse, hep bir ağızdan sloganlar atıldı.
Daha özgür, daha aydınlık bir ülkede birlikte yaşamak isteğini haykırdı herkes.
Kimisi için bu kalabalık umut verici, kimisi içinse yetersizdi. 
Gelemese de aklı, yüreği orada olanlar da vardı elbet. 
Diğerlerinin ya kendi dünyalarından başka derdi yok ya gerçek dünyadan habersizler ya da ciddi şuur kaybından muzdaripler.
Tüm memlekette bu kadarız, topu topu bu kadarız işte.
Ama sadece bu fotoğraf bile "benim hala umudum var" demek için yeterli.
Bu davayı alay etme noktasına getirenlere rağmen, inatla direnmeye ve diretmeye devam.
Gelmeyenler, reddedenler hatta "hak etti" diyebilenler için bile barış, özgürlük ve adalet istemeye devam.
Sonsuz hasretle...
ç.

Not: Fotoğraf Barış Güngör Sulu Aş'a ait (Facebook'tan)

23 Aralık 2011 Cuma

Haydi, Van İçin Örüyoruz!

Dün Facebook’ta Bir Dolap Kitap’ın mesajıyla Van İçin Örüyoruz Kampanyası’ndan haberdar oldum.  Örgü örmeyi seven biri olarak çok heyecanlandım ve hemen siteye girip inceledim. Destek sözü verip iyi derecede örgü bilmeyenlere kolaylık olsun diye bir tarifler sayfası açıp açamayacaklarını sordum. Fikir annesi olan Alev hanım “gönderin, hemen açalım” dedi. Ben de aşağıdaki pratik bere, atkı ve patik tarifini gönderdim. Alev hanımı bu şahane fikir ve girişiminden ötürü kutluyorum.
Yan tarafta gördüğünüz banner’ın üstüne tıklayınca kampanyanın sayfasına gidip, bakabilirsiniz.
Haydi kadınlar, şimdi Van’daki yavruları, kuzucukları ördüklerimizle ısıtma zamanıdır.
İlmeklerin arasına sıkıştıracağınız şefkatiniz onları ördüklerinizden daha çok ısıtacaktır, inanın.
Örgü örmeyi bilmeyen arkadaşlar da kampanyaya malzeme desteği sağlayarak destek olabilirler.
Hepimize kolay gelsin...

Pratik Bere, Atkı ve Patik Tarifi

Bere:
3,5 yada 4 numara şişinize 9 ilmek atarak başlayın.
1.sırada 1 ilmek düz örüp 1 ilmek artırarak örün.
2.sırada hiç artırma yapmadan bütün ilmekleri örün.
3.sırada 2 ilmek düz, 1 ilmek artırarak örün.
4. sırada yine hiç artırmadan bütün ilmekleri örün.
5. sırada 3 ilmek düz örüp, 1 ilmek arıtrarak devam edin. Artırma yaptığınız sıradan sonraki her sırada hiç artırma yapmadan tüm ilmekleri örün. Bu sıraları yani çift sayılı sıraları ister düz ister ters örebilirsiniz.
9 ilmek örüp, 1 ilmek artırdığınız sıra bittiğinde şişinizde toplamda 66 ilmek olmalı.
Bu 66 ilmeği bir örün ve sonraki sırada bu sefer eksiltmelere başlayın.
3 ilmek örüp 1 ilmek eksiltin.
Sonraki sırayı hiç kesme yapmadan 1 ilmek düz, 1 ilmek ters örün.
Takip eden sırada yine 3 ilmek örüp 1 ilmek eksiltin.
Bu eksiltmelreden sonra şişinizde 42 ilmek kalmalı.
Takip eden 8 sırayı ister bir düz bir ters örüp lastik örgü yapın, isterseniz hepsini düz ya da ters örüp haroşo yapın.
Örgüyü kapatın (kesin) ve kenarından dikkatlice dikin.
Artırma yapılan ilmeklerin çok büyük delikler oluşturmaması için artırmaları yaparken yani şişe iplik atarken ipliği çok uzun tutmayın.
İpliğiniz ne kadar kalınsa şişinizde o kadar kalın olmalı, şişin numarasını buna göre ayarlayın. Unutmayın, iplik kalınlaşıp şiş numarası büyüdükçe bereler de büyük olacaktır. 

Atkı:
İpliğinizin kalınlığına göre seçtiğiniz şişle, 5 numaraya kadar 35-40 ilmek 5 numaranın üstü şişle başlayacaksanız 30-35 ilmekle (yaklaşık 25 cm) başlayın. Bir sıranın başında bir ilmek eksiltip, takip eden sıranın başında bir ilmek artırın. Bir sırada eksiltip diğer sırada artırarak istediğiniz uzunluğa geldiğinizde atkıyı bitirin. İlmek artırırken kenarlarda halka şeklinde bolluk olmaması için; ilk ilmeği ördükten sonra ikinci ilmeğe geçmeden alt sıradan bir ip çekip ilmek haline getirirek örün. Bu model için haroşo örgüyü öneririm.

Patik:
6 numara şişe 35 ilmek atın. 5 sıra haroşo örün. 14 ilmeği düz, ortadaki 7 ilmeği ters, sonraki 14 ilmeği yine düz örün. Takip eden sırada 13 ilmek düz örün, 14 ve 15. ilmekleri birlikte örün yani 1 ilmek eksiltmiş olun. Ortadaki 7 ilmeği düz örün ve 23 ve 24. ilmekleri yine birlikte örerek 1 ilmek eksiltmiş olun. Ortada kalan düz ördüğünüz kısım patiğin üst kısmını oluşturuyor. Arka sırada yine ortadaki 7 ilmeği ters örüp kenarlarda kalan ilmekleri düz örün. Sonraki sırada bu sefer 12 ilmek düz örün, takip eden 2 ilmeği birlikte örün. 7 ilmeği düz örün ve sonraki 2 ilmeği yine birlikte örün. Kalan 12 ilmeği de örüp sırayı bitirin. Arka sırada yine ortadaki 7 ilmeği ters örüp kenarlarda kalan ilmekleri düz örün. Sonraki sırada bu sefer 11 ilmek düz örün, takip eden 2 ilmeği birlikte örün. 7 ilmeği düz örün ve sonraki 2 ilmeği yine birlikte örün. Kalan 11 ilmeği de örüp sırayı bitirin. Arka sırada yine ortadaki 7 ilmeği ters örüp kenarlarda kalan ilmekleri düz örün. Şişinizde toplam 25 ilmek kalana kadar (yani 9 ilmek haroşo+7 ilmek düz+9 ilmek haroşo) bu şekilde örmeye devam edin. Şişinizde 25 ilmek kaldığında 10 sıra düz örün. Düz örgünün üzerine 10 sıra da ters örün. Bütün ilmekleri kapatıp, dikin ve bu 10 ters örülmüş sırayı düz örülmüş 10 sıranın üstüne katlayın.
 

13 Aralık 2011 Salı

Dün, Ne Acayip Bir Gündü!

Dün sabah Selin’i “öğretmenin seni kahvaltıya davet etti” diyerek her zamankinden daha erken bir saatte yuvaya götürdüm. Meleğim kahvaltısını arkadaşlarıyla yapıp sonrasında oyun odasına giderken ben de gözlem odasında yuvanın uzmanıyla Selin’i konuşmaya başladım. Rutin anne-baba görüşmelerinden biri. Daha görüşmenin başında “Görüşmek için sizi en sona bırakmamızdan anlamışsınızdır. Biz Selin’den çok memnunuz” dedi uzmanımız ve bende bağ bağ güller açıldı. Sonra Selin’in öğretmeni de görüşmeye katıldı. Ben biraz Montessori, biraz Reggio Emilia, biraz Waldorf filan derken ve karşımdakiler bütün bunları nereden biliyorsunuz diyerek şaşkınlıkla bakarlarken, şeker balığım, beni görmediğini varsaydığımız camın önüne geldi ve aralık jaluzinin arasından şöyle bir bakıp, gitti.
Görüşmenin sonunda bu dönem kesin olarak halletmeye karar verdiğim, Selin’i yalnız uyumaya alıştırmaya konusunda bana yardımcı olabilecek bir tavsiyede bulundular ve şöyle bir şey denemeye karar verdik. Selin’in kendi başına uyuduğu ve sabaha karşı yanımıza gelmediği her gecenin sabahında, ben öğretmenine verilmek üzere bir kart hazırlayacağım. Karta “Selin dün gece kendi başına uyudu” yazacağım. Selin kendi elleriyle bu kartı öğretmenine verecek. Öğretmeni de bu kartı okuyup Selin’i tebrik edecek hatta bazen arkadaşlarına duyuracak, onlar da Selin’i alkışlayacaklar. Yöntem bu. Dün gece uykuya dalarken çoook işe yaradı. "Ben hemen uyuyayım o zaman" dedi ve arkasını dönüp uyudu. Ben de gecenin bir vakti renkli kartondan kart hazırladım. Gel gör ki sabaha karşı “anne! anne!”diye 3-4 kere beni yanına çağırdı ve en sonunda yatağımıza teşrif etti. Sabah babasıyla beraber taksiye binip kartsız gitti. Biraz buruktu, tabii.
Neden taksiyle gittiler derseniz, günün acayipliği tam da burada başlıyor. Dün akşam üzeri Selin’i okuldan almak üzere arabaya bindim veeee vites kolu yine elimde kaldı. Blogu takip edenler belki hatırlar, yaklaşık iki sene önce de, hem de seyir halindeyken ve arabada Selin varken vites kolu elimde kalmıştı, şu yazımda anlatmıştım. Neyse ki evin önündeydim, daha. Ustayı aradım, çekiciyi yarın çağırmaya karar verdim ve gidip Selin’i aldım.
Dönüşte takside bana “Anne, bizim oyun odasının yanında bir yer var, bugün orada sana çok benzeyen bir kadın oturuyordu hatta ben sensin sandım” dedi. Yalan söyleyemem, hemen kısaca anlatıverdim. Bazen gözünün önündeki kocaman oyuncağı göremeyen kızım meğer o yarı kapalı jaluzilerin arasından tanıyıvermiş beni. Hiç fırsatı kaçırır mıyım? Bir lakabı daha oldu hemen: Cincime!
Eve geldik, biraz meyve yedik, oyun oynadık filan derken bloguma bir bakayım dedim ve Robots Doodles&Orange Bubbles’tan gelen yorumu okudum. Geçenlerde duyurusunu yaptığı hediye çekilişi dün sonuçlanmış ve bilin bakalım kim, ne kazanmış? Eveeeet, bildiniz. Ben! Ben! Ne mi kazanmışım? Şu aşağıda resmini gördüğünüz harika yastıkları. Bir Dolap Kitap’ın kitap çekilişlerini saymazsak –ki hep okullara filan bağışlamak için katılıp duruyordum, ilk defa bir hediye çıktı bana. Çook sevindim.
Çok güzel başlayan, sonra fena halde moralimi bozan bir gün ancak böyle bir haberle başladığı gibi güzel bitebilirdi.
Yeteneğine emeğini katıp böylesi güzel şeylere dönüştürebildiği için Nihan’ı gönülden tebrik ediyorum. Tasarladığı güzel şeyleri paylaşabildiği için de kendi adıma çok teşekkür ediyorum.  
Not: Her şeyde bir hayır vardır derler. Arabasız kalmanın hayrı da, bloga yazı yazmama sebep olması herhalde:)

8 Aralık 2011 Perşembe

Geçti Günler, Haftalar...

Yine Ekim, Kasım nasıl geçti anlayamadım. Malum, memleketin gündemi yoğun ve hatta yetişmek mümkün değil. Van depremi, Marmara depremini de yaşamış ve sonraki travmaları hala taşıyan biri olarak aklımı başımdan aldı. Depremin ardından aralarında çok sevdiğim arkadaşlarımın da olduğu şahane insanların yaptıklarına iletişim kanalları aracılığıyla destek vermeye çalışmanın dışında, elbette ara ara Selin’in nükseden burun akıntısı, öksürük, tıksırık durumlarıyla da yakinen ilgilendim. Sizlere zaman zaman hala Van’da olan arkadaşlarımdan ve Gündem Çocuk Derneği’nin çalışmalarından bahsedeceğim.
Blogun sağ tarafında gördüğünüz Erciş’in Genç Sesi resmine tıklayarak ulaşacağınız blog, gencecik kalemlerin kendilerini yazıp, çizerek ifade etmelerine ve bu yolla depremin etkilerini biraz da olsa azaltmalarına ve tabii sorunları, orada bire bir yaşayan gençlerin, çocukların gözlerinden görmemize imkan sağlayan şahane bir proje. Takip etmeli...
Geçen sene kreşe yeni başlayan çocuğundan daha fazla ve uzun süre hasta olmuş bir anne olarak bu sene hasta olmamaya özellikle ve çok dikkat ediyorum. Doğal, koruyucu kış iksirleri alıyor, havayı azıcık güneşli görünce pehlivanlığa soyunmuyorum.
Bu dönem, işim için de önemli bir dönem. Başlangıcı sıkı tutmamın gelecekteki sağlamlığını çok etkileyeceği ve tamamen benim kişisel disiplinimle gelişecek bir iş yaptığımdan, yoğun odaklanma gerektiriyor ve bu benim için en zor işlerden biri.  Çünkü ben artık aklı bir telefonla ya da bir memleket haberiyle kuş olup uçan bir kadın oldum daha doğrusu olmuşum, yeni farkediyorum. Hele ki haber bir de çocuklar ya da kadınlarla ilgili bir haberse içim içimi yiyor, günlerce sürüyor dağılmışlığım. Selin’den önceki hayatım, toplumsal sorunlara çözümler üretmeye yönelik her türlü sivil toplum faaliyetine katkıda bulunmakla geçtiğinden, sürmekte olan bu zorunlu pasiflik hali artık beni yormaya da başladı. Neyse...Mevzu derinleşiyor, burada bırakmak lazım.
Nasıl bir iş yaptığıma ve dolayısıyla hayatımızın kalitesini artırmaya yönelik bilgi verici yazıların yer alacağı bir blog hazırlığındayım. Biraz eli yüzü düzgün hale gelince buradan da duyuracağım.
Diğer yandan işimle hiç ilgili gibi görünmese de, sektörde çalışarak yıllarımı verdiğim, kesmeyip üzerine yüksek lisans yaptığım turizm konusunda bir de doktora yapma isteğim var ve bütün bunlar için bir plan, yapmam gerektiğini bilerek düşünmeye başlamak bile acayip vakit alıyor. Geçen bahar döneminde bunca yıldan sonra katiyen işime yaramayacak matematik problemleri çözüyorum, diye yazmıştım. Sonuç; ALES'i hallettim. Geriye şimdi KPDS kaldı. O da önümüzdeki bahara...
Anlaşıldığı üzere, fena yayılmışım ben. Toparlanmam ve yeniden ben olmam lazım. Eski ben değil elbet, yenisi... Eski “ben”in büyümüş(!), değişmiş, anne olmuş hali. Daha enerjik, daha disiplinli, uzun bir süredir ihmal ettiğiyle yani kendisiyle daha ilgili...
Selin’le ilgili haberler mi? Onlarda bir sonraki yazıda artık...
Not: Fotoğraflar 27 Kasım’da Curcuna Parti Evi’nde kutladığımız, Ada’nın 4. doğum günü partisinden. Benim çekmediğim nasıl da belli oluyor:))

17 Kasım 2011 Perşembe

Masalcı Geldiiii!

"Bir gün babamla birlikte çiftliğe gitmiştik. Orada inekler, koyunlar, kuzular, tavuklar, horozlar, civcivler vardı. Sonra bir baktık ki civcivlerden biri kayıp. Dört tane civciv olması gerekirken üç tane var. Bir tanesi eksik. Ben hemen ormana doğru yürümeye başladım. Niye ormana doğru yürüdüm biliyor musun? Çünkü çiftlik hemen ormanın kenarındaymış.  Neyse, yolda rastladığım bütün hayvanlara civcivi sordum.  Görmediklerini söylediler. Sonra bir mağaraya rastladım. Mağaradan içeri bir baktım ki ne göreyim? Civciv yerine yarasalar. Yarasalardan biri yanıma geldi. Ona civcivi sordum. O da görmediklerini ama bana yardım edeceğini söyledi. Birlikte civcivi aramaya devam ettik. Ormanın içlerinde çok yüksek bir ağaca rastladık. Tam sırtımızı dayayıp dinlenmeye başlamıştık ki, taa ağacın tepesinden cik cik diye bir ses duyduk.  Civciv ağacın tepesinde.  Civciv oraya nasıl çıkmış diye sordum. Yarasa yürüyerek çıkmıştır dedi. Ama civcivler ağaç tepesine yürüyemez ki! Peki ordan nasıl inebilir dedim. Yarasa ben şimdi hop uçar yanına konarım. Onu aşağıya indiririm ama sen benimle konuşmalısın. Biliyorsun ben körüm, göremem ama sesini duyup yanına gelirim, dedi. Yarasa civcivin yanına uçtu. Civciv yarasanın kanadına tutundu. Ben de yarasayla konuştum konuştum konuştum. Tam aşağıya inerlerken civciv yarasaya tutunamadı, yere düştü.  Tam o sırada ormanda yürüyüş yapan bir küçük file rastladık. Civcivi sorduk, görmedim dedi. Birlikte aramaya başladık. Yürüdük yürüdük yürüdük. Tam o sırada ağaçların arasında kutular gördük. Bunlar ne böyle dedik. Yarasa o nedir? dedi. Göremiyor ya hani. Kutuların yanına gittik. Kutulardan sesler geldi. Birinden cikcik diye bir ses, diğerinden mee diye bir ses, diğerinden mööö diye bir ses. Yavru fil hemen hortumuyla kutuları açtı. Bir de ne görelim kutuların içinden bir civciv, iki yavru inek –Annee, ineğin yavrusuna ne denirdi? –Buzağı. Hah hatırladım, iki tane buzağı, üç tane kuzu çıktı. Hep birlikte çiftliğe döndüler. Çiftlikte yavru file ot, yarasaya yumurta (?) ikram ettiler.  Hep birlikte dans edip şarkı söylediler, çok eğlendiler. Sonra çok yorulmuşlardı, hemen uykuya daldılar. –Anne, benim  çok uykum geldi, ben artık uyuyorum." S.P.

Yukarıdaki masalı Selin 13 Kasım 2011 Pazar akşamı yatakta yatarken bana anlattı. 

Aşağıdaki masalı da 11 Ağustos 2010 günü Ayvalık'ta anlatmıştı. Selin'in anlattığı başı sonu belli ilk masalıydı. O dönem herkese ve herşeye isim vermeye başladığı dönemdi. Masaldaki hayvanların isimleri de bizzat Selin tarafından uydurulmuş ve uzun zaman çeşitli ve birbirine benzer masallarda aynen kullanılmıştır.  Bu isimlendirme merakı hala devam ediyor. Öyle ki belgesellerde seyrettiği her hayvana isim veriyor hatta bazen birbirleri arasında akrabalık bile yaratıyor:))

"Timsah Ogg, su aygıyı Asis, moos (mors) Amus, diyer timsah Gyibi ve yunus hop hop denizde oynamışyay. Soona yunusa binip Akamon’a gitmişyey. Bi bakaaken fok göömüş kaaşıdan. Biidenbiye bakaaken timsah Ogg göömüş foku. Moos çok kokmuş çünkü kayboymuş, yunusu takib edeyken koşayak hop hop diye atyamış. Bi bakaaken hepsi bi ses duymuşyay. Yakyaşmışyay, ıııııııı-ıııı-ııııııı diye şaakı söyeyen beyaz bayinayı göömüsyey. Yanında da mami bayinayı göömüşyey. Bii de simit göömüşyey. Benim simidim. Bana simidi taktıyay. Ben de yunusun sııtına bindim. Çok güzeydi."  S.P.
Yuvaya giderken, gelirken arabada sürekli masal anlatmaya başlayıp bir türlü sonunu getiremeyen, her akşam en az üç kitap okutan, her lafa gayet mantıklı bir yorumu, her soruya çoğu zaman komik ama mutlaka uygun cevabı olan bir çocuk artık. Bir masalcı mı yetişiyor ne? Bekleyelim, görelim...pardon, dinleyelim.

19 Ekim 2011 Çarşamba

Eğitim: İdeolojilerin Savaş Alanı

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yurttaşlarını  “doğru vatandaş”a dönüştürmek üzere planlanan, ideoloji pompalamasının, mesela tarih eğitimi gibi alanlarda arşa vurduğu, tuhaf bile denemeyecek bir sistem hakkında yazmak zor. Hele bir de vakti zamanında aynı tornadan geçmiş ve bu kısıtlayıcı, koyunlaştırıcı etkilerden arınmak üzere kendini hala rehabilite eden biriyseniz daha da zor. Üstelik bir de toplumsal duyarlılığı yüksek bir kadın, bir anneyseniz misli misli zor. Çünkü neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Ama bir yerden de başlamak lazım. Devamı Alternatif Anne'de...


18 Ekim 2011 Salı

Artık Zamanı Gelmişti...


Okul zamanı, hastalık zamanı...Selin de kuralı bozmadı. Cumartesiden beri zaman zaman yükselen ateşi pazar gecesi tavan yaptı. Dün doktora gittik. Şimdi öğlen belli olacak boğaz kültürünün sonucunu bekliyorum, heyecanla. "Her yerde salgın var, beta olabilir" dedi doktoru.
Uzuuun zamandır, ara filan değil basbayağı boşverdiğim blog yazılarıma ve tariflerime yine başlıyorum. Oyunlarımızı yazmam biraz daha fazla vakit alacak gibi görünüyor. Malum önce oynamak ve tam o esnada fotoğraf çekebilmek, sonra da vakit bulup yazabilmek lazım. Tabii her şeyden önemlisi meleğimin oyun oynayacak enerjisine kavuşması lazım.
Sessizliğimi Mutfak Muhabbetleri’ndeki haftanın menüsüyle bozmuş bulunuyorum. Umarım bana olduğu gibi size de kolaylık sağlar.
Bir ara şu sessizliğimin nedenleri üzerine de iki satır yazarım, belki. Söz vermiş olmayayım da. Çok şey birikti ve hayat artık eskisinden daha hızlı geçiyor sanki. Hafıza, akıl defterine alınmış küçük notlardan, fotoğraflardan ve usulca gelip ruhunda kendine yer bulan izlerden yardım alıyor. Çoğu zaman da sadece yaşadığıyla kalıyor insan...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails