21 Şubat 2010 Pazar

Enteresan Şeyler Bunlar –Bölüm II

Pratik Anne beni 25 Ocak’ta yazdığı şu yazısıyla mimlemiş. Ben de tam “oh, bu sefer de çaktırmadan savuşturacağım galiba” derken yakalanmışım. Yazıyı biraz geç okuyunca ve ardından Selin hastalanınca ancak bu hafta sonu vakit bulup yazabildim.

1. Türkçe takıntım var benim. Aslında bu ilk madde herhalde blogu ilk kez okuyanlar tarafından bile hemen anlaşılmıştır diye düşünüyorum. Uzun uzun anlatılacak bir şey değil yani.

2. Müziğe olan ilgim hayati derecede önemlidir benim için. Belki de konservatuarın opera-şan bölümünü İktisat Fakültesi’ni bitirmek uğruna istemeye istemeye bırakmanın da etkisi vardır, bilemiyorum ama hayatımın en olmazsa olmazlarından biridir müzik. Bütün öğrencilik hayatım boyunca hep ders çalışırken müzik dinlerdim ama asla bildiğim ya da öğrenmek için yanıp tutuştuğum dillerde söylenmiş şarkıları değil. Çünkü kulağıma bir kelime takılır ve onun anlamını, nerelerde nasıl kullanıldığını yani ıcığını cıcığını öğrenene kadar uğraşırdım ve ders çalışmalarım kesintiye uğrardı, tabii:) Bilhassa caz müziği dinlerdim. Hoş hep dinledim, dinliyorum ve dinleyeceğim...Sınavlarda da değişik bir hatırlama yöntemim vardı. Önce sorunun çıktığı konuyu çalışırken hangi şarkıyı dinlediğimi hatırlar sonra kulaklarımda o müzik çalarken çalıştığım yerleri sanki yeniden okuyormuş gibi olurdum. Hala bazen bazı caz parçalarında İktisadi Düşünce veya İktisat Tarihi derslerinin çalışma notlarını hatırlayabiliyorum. Caz müziği kadar Türk halk müziği de dinlemeyi çok severim. Neşet Ertaş, Erkan Oğur, Sabahat Akkiraz en sevdiklerim. Kardeş Türküleri de çok beğenerek dinliyorum. Etnik müziğe de özel bir ilgim vardır. Bilhassa Açık Radyo’da sivil toplum üzerine program yaptığım 3,5 yıl süresince etnik müzik kültürümün bir hayli geliştiğini söyleyebilirim.
3. Olayların tam ortasındayken bile hemen dışına çıkıp ne yapılması gerektiğini düşünürüm ve hemen etrafımdakileri örgütlemeye, işleri planlamaya çalışırım. Bazen iyi bazen kötü bir şey bu. Örneğin Marmara depremi sırasında ve hemen sonrasında, kurucularından biri olduğum ve yıllarca çok emek verdiğim Sivil İletişim Ağı İnisiyatifi vasıtasıyla can arkadaşlarımla beraber çok ama çok gayret sarf etmiştik. İşler biraz düzene girip 'ne oldu böyle, neydi bu?' diye geriye dönüp baktığımda gördüğüm, yaşadığım şeyler o kadar birikmiş ve o kadar ağırdı ki, ardından sessiz ama çok uzun süren bir travma geçirdim. Belki hemen tepki verebilseydim bu kadar derin bir iz bırakmayacaktı.

4. Takıntılarım: Bulaşık makinesinde aynı tabaklar (önce desen sonra büyüklük olarak) sırayla dizilmeli, cüzdanımda paraların yüzleri hep aynı yöne bakmalı ve küçükten büyüğe sıralanmalı. Meslekten gelen bozulma biliyorum, bilhassa bir restorana filan gidildiğinde mutlaka mekanı tümüyle görebileceğim bir konumda oturmak isterim. Ayrıca cep telefonlarındaki kısa mesajlarda bile Türkçe kurallarına uymak, cümle başı büyük harf kullanmak, mı mi soru eklerini ayrı yazmak filan gibi 1. maddeye bağlanabilecek takıntılarım da vardır. Mekan isimlerinin Türkçesi varken yabancı dilde olması konusuna girmeyeceğim bile.

5. Yapılması gereken işleri mutlaka yazıp, sonra da yazmakla çok vakit kaybedip bir çoğunu bitirmeye zaman bulamam. Ah, işte bu da bir mesleki bozulma. Turizm, bilhassa acentacılık çok detaylı ve en ufacık hataların büyük sonuçlara yol açabildiği bir iş. Hele bir de benim gibi "hayatta ne yapacaksan adam gibi yapacaksın, elinden gelenin en iyisini yapacaksın" düsturuyla büyüdüyseniz, durumunuz vahim demektir. Bir vakit sonra unutmamak için her şeyi yazmaya başlıyorsunuz. Bu iş hayatınızdan (eğer geriye bir şey kalmışsa) özel hayatınıza da sıçrıyor. Benim bir günde yapılacaklar listem katiyen o günde bitmez. Mutlaka listemde olmayan bir iş çıkar ve bütün iş programımı alt üst eder. Belki de doğrusu, beni yakından tanıyanların dediği gibi hayatın ve bünyemin hızı, tezcanlılığımla artık aynı paralelde değil. Bunun iş hayatında mesela gece eve 01.00’de dönerek telafisi mümkündü ama çocuklu hayatta böyle bir şey söz konusu bile olamıyor.

6. Aynı dönemde en az 3 değişik kitap okur(d)um. Bir tanesi başucumda, bir tanesi salonda büfenin üstünde diğeri de genellikle Selin’in odasında durur. Salonda duran çokkültürlülük, insan hakları, milliyetçilik üzerine sosyal bilimler ağırlıklı kitap ve dergilerdir. Başucumda genellikle roman, öykü veya şiir kitabı olur. Selin’in odasında ise, O bir köşede oynarken bazen yanında durmamı istediği için masal veya çocuk gelişimi üzerine okuduğum bir kitap olur. Bir şey okurken dünya yansa oralı olmam, kimse beni yerimden kolay kolay kaldıramaz. Selin’in minik bir fısıltısı hariç:) Ne okursam okuyayım 15-20 dakikada bir şöyle 5-10 saniyelik aralar verir ve mutlaka okuma pozisyonumu değiştiririm. Kurtluyumdur. Öğrencilik yıllarımda da illa ki yerimden kalkar, şöyle bir evi dolaşır sonra yine derse otururdum. Yani kısacası odaklanma sürem en fazla 20 dakikadır.
7. Su...Benim için hayati önem taşıyan bir başka şey. Çantamda mutlaka suyum vardır. Çok kızgın olduğumda, sinirlendiğimde ve/veya çok sevindiğimde mutlaka ya su içerim ya ellerimi yıkarım ya da eğer mümkünse deniz, göl, nehir, işte su niyetine ne varsa bir müddet seyrederim. Sakinleşmek için illa suyun sesini duymam gerekir. İş hayatında çok mühim görüşmeler öncesi tuvalete gidip musluğu açar, bir süre suyun akışını izler, sesini dinlerdim ve her toplantıdan önce mutlaka bir bardak su içerdim. Üzerine bir bardak soğuk su içtiğim toplantılar da olmuştur tabii:)

Ben artık bu saatten sonra mimlenmemiş kimse kalmamıştır diye düşündüğümden ve aslında bu işten hiç haz etmediğimden kimseyi özellikle mimlemeyeceğim. İsteyen kendini tarafımdan mimlenmiş kabul edip yazabilir, biz de zevkle okuruz.

Foto 1: 2003 yılının ilk günleri...Şirketimden akşamın bir vakti çıkmaya çalışırken, çantamda anahtarlarımı arıyorum. Suratım bembeyaz, yorgunum. Tek istediğim eve gidip uyumak.
Foto 2: 2003 yılının son günleri... Toledo sokaklarında... Ağustos ayında yapmadığımız balayı gezisindeyiz. Hiç anlaşılmıyor değil mi?:)

4 yorum:

  1. Çiğdemciğim, ne kadar güzel resimler ve ne kadar güzel bir yazı. Seni tanıdığım için bir kez daha çok mutlu oldum. Kucak dolusu sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Çiğdem,çok uzun zaman olmadı tanışalı ama o kadar önemli bir yerdesin ki benim için.Ne zaman arasam cıvıl cıvıl sesini duyma ayrıcalığına sahip olduğum için çok şanslı hissediyorum. İyi ki varsın:)

    YanıtlaSil
  3. Valla çok hoş bir insanmışsınız :) En iyisi ben daha sık takip edeyim sizi..)

    YanıtlaSil
  4. Umurcuğum,Nesciğim,
    Esas ben sizi tanıdığım için kendimi çok şanslı ve ayrıcalıklı hissediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki arkadaşlarımsınız...
    Öperim,
    ç.

    Sevgili Anneyazar,
    İlahi... O hoşluk sizden kaynaklanıyor:) Teşekkür ederim.
    Sevgiler,
    ç.

    YanıtlaSil

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails